Ana Sayfa » Gündem

Sadece ekonomik kriz mi?

30 Eylül 2008 mehmet 1 yorum var

Herkese merhaba ve iyi bayramlar dileklerimle başlamak fena olmaz. Bu platformdan haberdar olmam Erdinç Akbay sayesinde oldu. Beni, arada bir ufak bir şeyler karalamam için ikna eden de malum şahıstır. Bilgilerinize. Ben işaret fişeğini Erdinç’in kucağına atayım da ne olur ne olmaz. Şaka bir yana, dünyada olup bitenleri şöyle bir karıştırıp dikkatimi çekenleri sizlerle paylaşmak keyif verici olacak eminim.

Gelelim yaşlı dünyamıza: 4567 milyar yıl geçmiş üstünden hala aynen dönüyor. Yengeç Dönencesi hala kuzey yarı yuvarlağında ekvatoru 23 derece 27 dakika ile keserken güneydeki Oğlak Dönencesi’ne hala nazire yapıyor. İklim değerleri biraz değişse de her şey yine aynı, dememiz lazımdı ama değil!

Amerika Ekonomisi’ndeki deprem, bütün dünya dengelerini sarsacak büyüklükte mi; onu belki şu anda kestiremeyiz. Aldığım eğitim ve branşım para piyasaları ya da dünya borsaları hakkında detaylı yorum yapacak perspektifte de değil, onu yapacak arkadaşlar da inanıyorum bu sayfalarda yazacaktır. Ama bu krizin bende oluşturduğu hesaplaşma güdüsü ve dünyanın bizlere verdiği mesaj, kesinlikle göz ardı edilmemelidir.

Peki ne oldu da bir anda o yenilmez, dünya devi ülke bu krize girdi. Aslında illuzyon burada. Hiçbir şey bir anda olmadı. Bundan üç-dört yıl önce dürüst, sesi tamamen bastırılamayan, Amerikalı bir kaç profesör kendi dergilerindeki köşelerinde krizin kaçınılmaz olduğunu, hükümetin halkı uyuttuğunu, refah düzeyindeki şişmenin mutlaka bir bedeli olacağını rakamlarla kanıtlamışlardı.

Peki uyumuş halk nasıl olur hemen örnekleyelim. Eğer kız çocuklarının yüzde 70′inin hayran olduğu kişi, o ülkenin vatandaşı bile olmayan David Beckham ise; 16. yaşını doldurmanın anlamı son model üstü açık bir araba almanın ve silikon yaptırmanın miladı olarak görülüyor ise; Paris Hiltonlar, Jessica Simpsonlar o ülke gençliğinin yaşam standardı olarak idol gördükleri rol modeller olmuşsa sanırım o ülke birileri tarafından tatlı bir rüyaya daldırılmıştır. Renklerinden ve ırklarından dolayı sınıflandırılan Amerikalıları dışarıda tutarsak eminim Amerikan halkından hiçbir zaman “Hayaaat, beni neden yoruyosun!?” diye bir şarkı sözü ya da benzeri serzenişleri duyamazsınız. O isyankar şarkı sözleri hep kenar mahallelerde yoksullukla yaşamaya mecbur bırakılmış diğer kesimlerden gelir.

Örnekleri çoğaltıp konuyu dağıtmak istemiyorum. Bu arada örnekler bana hiç yabancı gelmedi, ya size? Birileri, bu sistemi, çok ciddi projelendirerek dünyanın kendileri için politik önemi olan her köşesinde deniyor. Acı olan sistem hatasız(dı). Geçmiş zaman kullanıyorum ya da kullanmak istiyorum çünkü dünya, bize bu krizle, unutulmuş birçok gerçeği hatırlamamız gerektiği mesajını verdi.

“Mutlak güç yoktur.”

Yüzyıllar içinde gelişen ekonomileri incelediğimizde gördüğümüz, devamlı bir gücün asla dünyaya hakim olamadığı gerçeğidir. Örneği yine uzakta aramıyorum: Koca Osmanlı Hükümdarlığı. Peki nerede? Matbaa “gavur icadı” dendiği an bitti. Üzerinde güneş batmayan imparatorluk. Büyük Britanya İmparatorluğu. Nerede? Ne mutlu ki o Britanya İmparatorluğu’nun karizmasını ilk zedeleyen ve dünyaya hiçbir gücün yenilmez olmadığını kanıtlayan bir Türk’tür. Mustafa Kemal’in İngilizler karşısındaki direnişi başta Hindistan, Pakistan olmak üzere bütün sömürgelere güneş ışığı olmuştu. Neyse, yine dağılmasın konu. “Amerika bunların yanında ne ki?” diyeceksiniz, haklısınız da. Amerika sadece zamanına uyum sağlamış bir ”güncelleme” belki de.

 

 

Babamın son günlerde sık sık kullandığı bir söz var: ”Adil olmayan hiçbir düzen kalıcı değildir.”. Bu lafın altına ben defalarca imzamı atarım. Amerika’nın halkına refah sağlamak için oluşturduğu bütçenin kaynaklarını sesli düşünelim: Uyuşturucu ticareti, Afganistan kaynaklı afyonun işlenmesi sonucu tahmini 500 milyar dolar bir kapital, silah ticareti, enerji rezervleri, petrol, Irak… Bunlara paralel olarak Amerika’nın Asya (Çin-Rusya-kısmen Japonya) rekabetini kırmak için yıllardır yanı başımızda uygulamaya çalıştığı Büyük Orta Doğu Projesi. Bunların hepsinde de zorlama ve güç kullanmayı benimsemiş ve maalesef kendi halkını öldürerek bahane üretecek kadar gözünü hırs bürümüş bir yönetimin etkisi görülüyor. Bu yönetim kesinlikle Bush ya da iktidar değildir, onu da zaten bilmeyen kalmadı artık. (Dizilere bile konu oldu hatta, “Prison Break –Company” ilişkisi gibi.)

Peki bu krizle eş zamanlı gelişen, belki de aynı günlerde olan birkaç olay hayatın cilvesi midir sizce? Bunlardan ilki Çin’in uzaya gönderdiği üç kozmonot. Müthiş bir gelişme, hatta resmen gözdağı. Fanatik, Fotomaç gazeteleri futbol yerine politika yazsalar, başlık ”Çin gümbür gümbür geliyor.” olurdu. Çok detaylandırmadan Çin’in dünya dengelerini tepe taklak edebilecek potansiyelini açayım. Çin, o eski taklit etme yapısından kurtulup üretim yapma ve yeni teknolojileri bulma aşamasına yavaş yavaş geçiyor, arkadaşlar. Hem de kiminle? Ar-ge’ye ayırdığı yüzde 5 nüfus ile. Bu ne eder? 65 milyon üretmek ve geliştirmek için yetiştirilmiş beyin eder. “Ee bu adamlarda para var mı ki?” diyeceksiniz. Ben de yıllardır “1 ytl” gibi rakamlarla alınan o Çin ürünlerinin dünya pazarındaki hacmini hatırlatacağım sizlere.

Bugün Çin’in elindeki döviz rezervi inanılmaz boyuttadır. Sadece Amerikan parası olarak ellerinde 975 milyon dolar kapitalleri var. Bunun ar-ge’ye ayrılan payı 217 milyar dolar olarak açıklandı. Kabaca, bizim dış borçları sıfırlayacak bir miktar, desem yanlış olmaz sanırım. Bu rezervi nasıl kullanacakları çok önemli ama akılcı kullanılırsa -ki şu ana kadar iyi gittiler- dengeleri değiştirebilecek potansiyelleri fazlaca var. Kim bilir, belki de dengelerin değişmesi için, Çin’deki herkesin aynı anda zıplamasına gerek kalmayacağı bir zamana doğru gidiyoruz.

Amerikan ekonomik kriziyle paralel gelişen ikinci enteresan gelişme de, Latin Amerika’dan geldi. Ekvator’da devrim niteliği taşıyan sol görüşlü anayasa kabul edildi. İçinde birçok eşitlik haklarını içerdiği söylenen yasaya göre altmış beş yaş ve üstündeki herkes, sağlık hizmetlerinden ücretsiz faydalanabilecekmiş. Amerika jet hızıyla hemen bir açıklama yaptı tabi ki: “Latin Amerika’da gelişen sol eğilimlerden rahatsızlık duyuyoruz.” ifadesi ile yurdum politikacıları kıvamında bir açıklama.

 

Çin’in uzay macerası ve bu Ekvator’daki gelişmelerin Amerika’daki krizle aynı zaman dilimini paylaşması tesadüf müdür yoksa işaret midir bilinmez. Ama şuna eminim: “Hayat size verdiği kadarını alma hakkına her zaman sahiptir.” Bu da benim çocuklarıma ileride söyleyeceğim bir söz olsun.

Dünyadan ülkemize kısaca gelirsek, “Şöyle bir fıkra var.” ile duruma bir özet getirebiliriz:

 

Çocuk Babasına sorar: Babacığım, gariban bir hırsız ile kalantor bir hırsız arasında ne fark vardır ?
Baba cevap verir: Çok kolay… Biri el feneriyle, diğeri deniz feneriyle çalar.

İlk yazı için bu kadar tantana yeter… (Konsepte de uydum işte :-) ) 

Vakit buldukça belli aralıklarla dünya gündeminde olanlar ile ilgili fikirlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Şimdilik bu kadar. Keyifli günler dilerim.

1 yorum var »

  • cialis demiş ki:

    Nb2LEu smwdzqir vtkaotuj tnhxtiuk

Cevabınızı yazın!

Yorum yazabilmek icin giriş yapmış olmalisiniz.