AKP ve Terör üzerine…
Alışılmış (klasik) bir giriş olacak ancak ben yine de tantana.biz sitesinin yaratıcılarına ve emeği geçen herkese, bizlere böyle bir ortam sundukları için, teşekkür etmek ve bu girişimci ruhu sonuna kadar desteklediğimi belirtmek istiyorum.
Bu, benim tantana.biz’deki ilk yazım olacak. İnanıyorum ki bu sitede ilerleyen zamanlarda da yazacağım, ancak böyle bir konuda yazmayı ya da başlamayı inanın ben de istemezdim. Okumaya devam ettikçe beni tanıyanların suratındaki manidar tebessümü şimdiden görüyor gibiyim, ama yazmadan edemedim, ne yapayım?
Sayfalarca yazı yazabilirim, ancak uzun metinler okumayı pek o kadar sevmem. Bu yoldan hareketle Fransızların dediği gibi “juste necessaire” yani gerektiği kadar yazıp lafı fazla uzatmadan son noktayı koymak istiyorum.
Var olan karın ağrım son iki gündür daha da şiddetlendi, kıvranıyorum… Nedeni aşikar… Son aylarda artık ayyuka çıkan terörist saldırılar…
Sevgili Google’da çok küçük (mini) bir araştırma yaptım; son 9 ayda 110 şehit vermişiz. Bu rakama Eylül ayı şehitleri ve 3 Ekim 2008’deki Aktütün Karakolu şehitleri dahil değil. 1984’ten beri süren terör ile mücadelede bu, o kadar yüksek bir sayı ki sanki terör örgütü en “parlak” dönemini yaşıyor!
Eskiden PKK terör örgütü en büyük zaiyatlarini köy ve karakol basarak verirdi, tıpkı günümüzde yaşandığı gibi! Hatta üstüne üstlük Dağlıca Baskını’nda gördük ki artık terörist, askerlerin arasına Mehmetçik olarak sızıp kendi asker arkadaşlarını tuzağa düşürebiliyor. Bu durumda tabii ki devreye DTP giriyor ve teröristlerin kampında çay içmeye gidip askerlerimizi kurtarıyor. Ufak bir ayraç (parantez): AKP’nin kapatılması için açılan dava, şaşırtıcı bir şekilde, kısa sürede sonuçlanırken bundan çok daha önce DTP için açılan kapatma davası neden hala sonuçlanmadı, anlamak imkansız.
Bakınız, terörle mücadelede 2 boyut vardır: Birincisi yıllardır dağda gerçekleştirilen sıcak temaslar, ikincisi de siyaset yani masa başı politikaları. Türkiye’de terör ile mücadele yıllardır TSK’ya ihale edilmiş bir vaziyettedir. TSK, 1999 yılında Öcalan’ı yakalayarak üzerine düşen en büyük görevi yaptı ancak o günden bugüne masa başında terörü bitirmek adına bir arpa boyu yol katledilmedi. Özellikle AKP döneminde terör meselesi tam anlamıyla ıskartaya çıkarılmıştır.
Kimse bana eş güdümlü ABD istihbaratından, ikinci tezkereden, 15 şehitten sonra olağanüstü toplanan Terörle Mücadele Kurulu’ndan ya da yıllardır teröre destek veren Suriye, İtalya, Belçika, Yunanistan, Fransa, Almanya’dan vs bahsetmesin. Tepki özürlü ve balık hafızalı Türk Halkı’nın artık “Vatan sağ olsun…” ya da “Şehitler ölmez vatan bölünmez!” sloganlarının ötesinde hareket etmesi gerekiyor.
Dağdaki mevzileri vurmak, maalesef, sorunu kalıcı olarak çözmüyor. Uluslararası arenada masaya yumruğun vurulması gerekmekte. Kısaca, terörle mücadelede dirayetli bir hükümete ihtiyacımız var. 2003’te Özel Harekatçı 11 Türk Askeri’nin başına çuval geçirilmesi yine bu hükümet döneminde yaşandı. Bütün bunların ötesinde, her şeyden önce, “Askerlik yan gelip yatma yeri değildir.” anlayışının acilen değişmesi ve son olarak Recep Tayyip Erdoğan’ın oğlunun askere gitmesi gerekmektedir.
Dayanamıyorum, son bir ayraç daha: Necmettin Bilal Erdoğan’ın yurt dışında devam ettiği doktora eğitimi nedeniyle askerliğinin tecilli olduğu söyleniyor, diğer taraftan da deniliyor ki: “Askeri hastane muayene sonrası Bilal’e askerlik yapamayacağının raporunu vermiştir.”. Sanırım yine bir fırıldaklık söz konusu… Nedir bu işin aslı? Bileniniz var mı? Soruyorum ama inanin hiçbir maksadım olmadan! “Çıkarsa ikinci tezkere Bilal gitsin askere!” diyecek halim yok ya! O zaten hiç merak etmesin ve durgun sularda gemiciğini yüzdürmeye devam etsin, nasılsa artık Mehmetçiklerin yerini profesyonel askerler alacak, çoktan olması gerektiği üzere…










Yazi cok hassas bir konuda soylenmesi gerekenleri cok itinali bir dille anlatiyor! Umarim bu mesajlar adreslerini bulur! Yazara tesekkurler!
Ordusuna bu kadar paralar dökülen, askeri gücü bu kadar yüksek bir ülke PKK sorununu çözemiyor. Ne enteresandır ki senelerdir temizlenmediler. Bu bana hiç inandırıcı gelmiyor. Elbetteki çok büyük oyunlar dönüyor destek veriliyor bu soysuzlara ancak benim içimi en çok acıtan bu yurdun insanı bir koy korucusu nasıl oluyorda yandaş oluyor ve nasıl oluyorda kendi yurdunun evlatlarını ele veriyor! Bunlar maalesef oluyor ve daha neler oluyor.
Bugün Bekir Coşkun aynen de bu konuyu yazıyor okunması tavsiye edilir.
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/10055715.asp?yazarid=2&gid=61&sz=18527
“Bize ağlamak düşer” diyor yazısında. Sevgili Erdinç arkadaşım “Ne yapmalıyız?” başlıklı yazısına da bir gönderme burdan, 5 milyon nüfuslu bir şehirden 1 milyon insan yürüseydi bütün dünya medyasının dikkatini çekebilirdik, özellikle üstümüzde planları olan bir çok güç için bir göz dağı olurduk. 5 milyondan 1 milyonumuz biryerlerde sesimizi duyuramazmıyız?
Ama ne yazıkki olmuyor. Ne yapmalıyız? Ağlamalıyız(!).
Cevabınızı yazın!
Yorum yazabilmek icin giriş yapmış olmalisiniz.
Üyelere özel
Yazarlar
Sayfa sayacı
Yoklama
KATEGORILER
Arşivler
RSS sayaci
Yazi takvimi
Etiketler