Bir Sevgili Sevgisiz
Harfler boş boş bakınmaktan sıkılmış kelime olmuş, cümleler kurulmuş haberim yok. Beyne bir komut: “Yaz!” diye, hemen “Tamam.” dedim. Meğer bütün organlar tehdit altındaymış. Yazmazsam ne kalbe bir çare var, ne beynime bir çare. Ben de biçare yazdım oracıkta.
Nasıl da özlemişim Boğaz’ı. Önce selamlıyorum eğilerek, saygıda kusur olmasın, sonra müsaadesiyle oturuyorum karşısına, alıyorum kahvemi. Geçiş izni bekleyen gemiler gibi, aldığım her yudum kahve boğazımda diziliyor. Başlıyorum ağlamaya. Bir gök akıtıyor yaşlarını, bir ben… İnatlaşıyoruz. Ankara’nın tozunu alıyor pabuçlarımdan, yağmuruyla temizliyor. Karalar bağlamış yüreğime bir güneş diliyorum; ama göstermiyor. Benden dertli çıkıyor İstanbul; ama dinlemeye ne niyetim ne de vaktim var. Ben anlatıp döneceğim şehrime diyorum. İnat bu ya, başlıyor anlatmaya. Ben dinlemiyorum, ağlıyorum; şehir bağırıyor. Ne diye geldin, der gibi vapurun teki oradan atlıyor. Nereye ait olduğumu bilemedim, diyorum. Sessizlik oluyor, ifadesi yumuşuyor bulutların. Sırılsıklam olup yağmurunla yıkanmak istiyorum. Ondan olan tüm anılarımı, tenimden izini, kulağımdan sesini, yüreğimden yarasını, gözümden yüzünü, burnumdan kokusunu akıtacağım bu şehre; Boğaz’a karıştıracağım. Onu almadan döneceğim şehrime, burada bırakacağım. Dönüş yolu görünüyor, yalnız başıma döneceğim, diye rahatım, ama ne mümkün! Başlıyor Ankara beni görür görmez ağlamaya, tez yetişmiş haber, ispiyonlanmışım; suçlanıyorum. Ankara ağlıyor üstüme ve günlerce. Kasvet gökyüzünde kararlı mı kararlı oturuyor, hiç güneş yüzünü göstermiyor, küskün tüm olanlara. Dikiyorum gözlerimi yüzüne, gök yüzünü çeviriyor bana. Eğiyorum başımı, bırakıyorum uzaklara gitmeyi, en yakınıma yolculuğa çıkıyorum, en içselinden. Derin bir sessizlik içinde inceden bir inilti duyuyorum. Kalbim bu! Bakıyorum acı içinde sızlıyor yerde. Tam elinden tutup kaldıracakken tepedeki konuşuyor, siyah cübbesini giymiş yine ayağa kalkıyor. Burnunun ucundan bakıyor bize. “Bırak acı çeksin de anlasın bensiz davranamayacağını” diyor. Mantık-duygu çatışmasının tam ortasında kalakalıyorum. Hemen gözlerin yanına gidiyorum. Bana gördüklerini izletiyorlar. Ortalığı sel alıyor, tıkıyorum kanalları kaçıyorum, üstüm başım gözyaşı içinde tuzlu tuzlu kavruluyorum. İç işleri karışık, dış işleri karışık. Zaten ne gerek var o kadar mutlu olmaya!? Bugünlerin habercisi değil miydi o kahkahalar? Yaşlara boğulsam da, durumlar yaş olsa da tekamül ediyorum varlığımı en uç noktada hissederek.










Keyifli ve hos bir anlatimi olan bir yazi olmus, tebrik ederim.
“Bodrum Tadinda Bir Jazz Cafe” yazinizda da bu keyfi almistim.
Yazida cok guzel canlandirmalar ve benzetmeler var. Iyi bir edebiyat denemesi olmus diyebilirim.
Ancak sonlara dogru okurken o ilk baslardaki canliligi ve tempoyu hissedemedim.
Tahmin ediyorum ki kultur gezileri ya da gezdiginiz bir yer uzerine bilgilendirme tarzinda yazilar yazarsaniz yine basarili olacaktir gibime geliyor.
Sonlara doğru mecazi anlamdan ziyade daha somut tabirlerde bulundum belki de bu yüzden baştaki coşkuyu bulamamış olabilirsiniz. Yazılacak çok şey var esasında ama ben daha çok kalemi elime şuursuz olarak aldığımda yazdıklarımı seviyorum ve bunları bu sitede paylaşıyorum. Yine de teşekkür ederim eleştirinizi dikkate alacağım.
Cevabınızı yazın!
Yorum yazabilmek icin giriş yapmış olmalisiniz.
Üyelere özel
Yazarlar
Sayfa sayacı
Yoklama
KATEGORILER
Arşivler
RSS sayaci
Yazi takvimi
Etiketler